301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
22 Nisan 2015 - Çarşamba 10:23
 
Her şey ülkesine yolculuk zamanı….
Yasemin Ünlü
 
 

Her şey ülkesine yolculuk zamanı….

Hayatın tuhaf mantığını herkesin anlamasını beklemek kadar, birikmiş hüzünlerin seceresini tutmak da tuhaf. Hayat bir tiyatro sahnesi gibidir. Oyunun gerçekliği sizin elinizdedir. İnsanı insanca, insanla anlatan tiyatro; saygısını herkese kabul ettirmiş yegâne sanat dallarının başında yer alır fakat eğer hayatı bir oyun gibi görüp her duruma göre raks edersek, bazı değerlerimizi yitirip serseri hayatlar yaşamaya başlarız. Yaşam sürecinde karşımıza çıkan bütün durumlarda rollerimizi insani değerleri çiğnemeden, özümüzü yitirmeden, kendimiz gibi şekillendirmeyi bilerek başarmalıyız. Eğer gerçekten rol yaparsak kaale alınmayan sahteci bireyler oluruz. Her insanın bu dünyaya gelişinde bir sebep vardır. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Bize bahşedilen cüzi iradeyi doğru kullanmak ve doğru kararlar vermek gerekir. Bize verilen rol dediğimiz olgular esasen karakterimizi yansıtan kavramın ta kendisidir. Rol kavramını oyunculuk edasında yaparak değil insanca davranarak yaşamak doğrudur.

 

William Shakespeare’nin de dediği gibi;


 Bütün dünya bir sahnedir,

 Ve bütün erkekler ve kadınlar yalnızca birer oyuncu :

 Çıkışları ve girişleri vardır hepsinin;

 Ve bir insan hayatı boyunca birçok rolde oynar,

 Bu roller onun yedi çağıdır, ilki bebeklik olan

 Agulayıp kusarken dadısının kucağında.

 Daha sonra mızmız okul çocuğudur,okul çantasıyla

 Yüzünde sabah ışığı bir salyangoz gibi sürünerek

 Gönülsüzce okuluna giden. Ve sonra bir aşık olur;

 Ateş gibi nefesiyle sevdiğinin kaşlarına dertli türküler yapan.

 Saçma yeminlerle dolu panter sakallı bir asker sonra,

 Onurda kıskanç, savaşta ani ve atik,

 Bir topun ağzında dahi köpükten ünün hayali peşinde giden.

 Sonra bir yargıç olur, Koca göbeği tavuk budu dolu

 Resmi kesilmiş sakallı ve sert bakışlı

Bilge atasözleri ve modern örneklemelerle doludur.

 Çünkü o da böyle oynar rolünü.

 Altıncı çağda burnunun üzerinde gözlüğü yanında kesesi

 Gençliğinden kalma pantolonuna yayılmış bedenine bol gelir.

 Çocukluğuna döner büyük adam sesi , incelir.

 Hepsinin son sahnesinde,sona erer olaylarla dolu tarih.

İkinci çocukluk tam anlamıyla unutulmadır.

 Dişten , gözden , tattan … ve sonunda her şeyden yoksun.

 

Asıl yaşamamız gereken hayatı unutup her nabza şerbet veren usta bir oyuncu mu olmak istersiniz? Yoksa sahip olunmak veya sahip olmak hangisi daha çok mutlu ediyor sizi? Ait olunan sizsiniz çoğu zaman. Kendimizi bir şekilde tabiri caizse koyuveriyoruz ve ait olunuyoruz. Oysa siz neye ait olmak istiyorsunuz? Niçin ait olmak istediğiniz şeyler için mücadelen vazgeçiyorsunuz? Bunları zaman zaman düşünüp, irdelemek, yeni kararlar vermek lazım.

Kendimizi bir kişiye, bir mekâna ve duyguların en güzeline ait hissetmiyorsak tuhaflıklar silsilesi işte o vakit yaşamımızı karmaşıklaştırmaya başlıyor. Mekânla ilişkilendirmek gerekirse; yaşadığımız ev bize aidiyet duygusunu vermiyorsa orası sadece barınmak için kullanılan bir yaşam alanıdır. Kendi evimizde mahrumsak aidiyet duygusundan, yaşadığımız kişiler veremiyorsa bize bu hissi ev kavramının ötesinde hal alan barınak, başka zamanlara, başka mekânlara bambaşka yarınlara sürüklüyor hayallerimizi. Bu süreç aslında kendileme sürecinin dışında başkalaşmış bir hayatı öylesine süregelmekten başka bir şey değil.

İnsan cansız bir nesneye bile biçim veriyor, ona çeşitli istem ve yürek fısıltılarını yüklüyor. O nesne artık kişiliğinizi yansıtan size ait, sizinle özdeşleşmiş, gereksinimlerin ötesinde sizi yansıtan bir objeden öteye geçerken, kendilemenin gerçekleştiği sahiplik duygusunu pekiştiriyor. Hiç bir şey ülkesindeki her şey sizin elinizde. Hiçlikler yerini siz isterseniz güzelliklere dönüştürür. Oyun bitip sahnenin perdesi indiği zaman ne yapacaksınız düşündünüz mü?

Vakitsiz zamanların içinde kendileme sürecinden yoksun aidiyetsiz bomboş olmaktan ziyade yeni başlangıçlara yönelmek şart. Dur demenin bir zamanı olmalı ve dur diyebilmeli insan. Durup ne olacak halim diye uzun uzun düşünmeden ne yapmalıyım sürecine geçmeli.

Bazen ruhumuzu adarız birilerine, yüreğimizi. Bazen bedenimiz sahiplenilir. Öyle bir gün gelir ki apansız karşımıza dikilir gerçekler. Temize çekecek defter ararız bulamayız! Olmadığımız durumlarla tanışmaya başlarız. Aidiyet duygusundan yoksun isek bizi sersemleten yaşanmaması gerektiğini düşündüğümüz bir sürü farklı yansımanın içinde buluruz kendimizi.

Önemli olan fark edebilmek. Hiçbir şey için asla geç kalmış sayılmayız. İşte öncelikle kazanması zor kaybetmesi kolay olan “güven” ile başlayalım ve ilk önce kendimize güvenelim. İç ve dış huzurumuzu sağlamak bu devirde bir hayli zor olsa da, hayat bize seçmemiz gereken bir sürü hazır imkân sunar. İzlediğimiz tiyatro eserlerinde oyuncuların gerçeği bizlere nasıl yansıttığını, adeta bizde o sahnedeymişçesine yaşayarak, oyunun akışına kapılarak hissederiz. Onlar oyunu hissettirmek için ter dökerken başarıyı alkışlarla hissederler, bizler ise başardığımızı ömrün ikinci perdesinde asıl mekânımıza geçtiğimizde öğreneceğiz. Öyleyse mesele neyi ne şekilde istediğimizdir ve hangi şekillerde davranmamız gerektiği! Kimliksiz yaşamaya benzer, istediğimiz şeyleri gerçekleştirememek. Hep eksik hep yarım yamalak kalırız. Gözlerini, bakışını, hislerini açığa vuramamak bizi hezimete uğratır. İmani değerlerden yoksunluk, insanı olguları boş vermişlik nereye kadar?

Uyumak için uzandığımızda eksikliklerini hissettiğimiz şeyleri düşünerek debelenmek yerine gözlerimizi güven ve huzurla kapayabilmek istemez miyiz? İçine girdiğiniz her kabın şeklini alan su gibi olmaktansa başarabilmek ve kendiniz olabilmek için doğru adımlar atan hırslı bir nefer olmak daha iyidir. Muhayyel kurgulardan arınarak, zihnimizde oluşturmaya çalıştığımız ama uzağından seyrine daldığımız, mesafeli önyargılarımızı bir kenara atıp muadilini yaşadığımız hayatın artık özüne inerek kendimiz olmalı ve değerleri, inançlarımızı ön planda tutarak gerçekten ne istediğimize karar vermeliyiz. Hiçbir şey ülkesinden her şey ülkesine yolculuk başlasın. Bırakın tiyatro işinin ehillerine kalsın. Bizler sahnede olup biteni birkaç metre öteden izleyerek dersler çıkartalım. Gerçeklik ve insani değerlerin ön planda olduğu huzurun en tatlı mekânı her şey ülkesine kimler gitmek ister?

 

 Yasemin ÜNLÜ / Kastamonu

 
Etiketler: Her, şey, ülkesine, yolculuk, zamanı…
Yorumlar
Diğer Yazılar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Basın İlan Kurumu
Haber Yazılımı